Connect with us

Kültür & Sanat

ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR PERSPEKTİF; PAMUKKALE

Yayınlandı:

-

Pamukkale, kalsiyum oksitli suların 400 bin yılda oluşturduğu travertenleri ve Geç Hellenistik ile Erken Hıristiyanlık dönemlerinin kalıntılarını içeren Hierapolis Antik Kentini içinde bulunduran en önemli ve ilgi çekici merkezlerden biridir.

1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine  alınan Pamukkale her yıl yaklaşık 2 milyon turisti ağırlamaktadır.

Hierapolis Antik Kentinde ilk kazılar 1950lerde İtalyan arkeologlar tarafından başlatılmıştır, günümüzde ise arkeoloji efsanesi haline gelmiş  Ord. Prof. Francesco D’Andria’nın ekibi tarafından sürdürülmektedir.

 

Pamukkale ve Hierapolis’in tarihçesine şöyle bir bakalım;

Pamukkale ve Hierapolis Antik Kenti Denizli İl merkezine 20 km uzaklıktadır. Antik Çağın önemli coğrafyacısı Strabon, Hierapolis’in bir Phrygia kenti olduğunu aktarmaktadır.

Pamukkale Travertenlerinin etkileyiciliği karşısında büyülenen Bergama Kralı II. Eumenes buraya M.Ö 2.yy başlarında Hierapolis kentini kurmuştur. Hierapolis ismi Grekçe de “Kutsal Şehir” anlamına gelsede aslında bir propaganda aracı olarak seçilmiştir, Grek ve Roma kültürü personifikasyonunda şehirler kadın, nehirler ise erkek olarak imgelenirdi, zira “Hiera” Bergama’nın efsanevi kurucusu Telephos’un karısının adıdır.

Hierapolis’in bulunduğu bölgenin yeraltı su kaynaklarının zenginliği kentte havuzlar, nymphaeumlar ve hamam kompleksleri yapılmasına önayak olmuştur. Tritonlu Nymphaeum, Antik Havuz, Kleopatra Havuzu, Hamam Kilise, Bizans Hamamı ve Büyük Hamam yeraltı su kaynaklarının kullanıldığı en önemli yapılardı. Bu yapılardan bazıları M.S. 60 yılında meydana gelen büyük deprem sonrası terkedilmiştir.

Hierapolis kentinde ayrıca 9.500 kişilik Antik Tiyatro, Kuzey ve Güney Nekropolleri – mezar stellerinde bölgenin getirisi olarak mermerin yanında kireç taşı da kullanılmıştır.-  Güney Roma Kapısı, Güney Bizans Kapısı, Kuzey Bizans Kapısı, Apollon Tapınağı, Oktokonus Tapınağı, Agora, Domitian Yolu, Frontinus Caddesi, Gymnasium, Aziz Philippus Martyrionu, Direkli Kilisesi, Katedral gibi çok önemli yapılar bulunmaktadır. Güncelliğini kaybetmeyen antik kent bu günlerde ise Roma Döneminde “Cehennemin Girişi” olarak adlandırılan Ploutonium’un açılmasıyla adından söz ettirmektedir. Yeraltı suları ve travertenleri sayesinde antik dönem boyunca turist çeken bu kent Geç Antik dönem boyunca da ilgi görmeye devam etmiştir. İsa’nın 12 Havarisinden biri olan Aziz Philippus’un burada öldürülmesi ve mezarının burada olması nedeniyle önemli Hıristiyanlık merkezlerinden biri olmuştur.

Pamukkale denilince bellek kayıtlarımız turkuaz ve beyazı, ikonlaşmış manzara fotoğraflarını önümüze serer ancak fotoğraf sanatçısı Haydar Pekdüz başka bir vizyon ile farklı perspektiften bakmamıza olanak sağlıyor.

Hem tarihi açısından hem de sunduğu görsel şölen ile Pamukkale yerli ve yabancı bir çok fotoğraf sanatçısının uğrak mekanlarından birisidir. Fotoğraf sanatçısı Haydar Pekdüz çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği Denizli’de hayran kaldığı Pamukkale’nin fotoğraflarını kendi özgün perspektifinden çekmiştir. Sanatçıyı radarımıza sokan konu tam da bu özgünlük aslında. Sanatçının Pamukkale konulu imge yaratma sürecine odaklandığımızda sadece travertenleri ve antik kenti görmüyor, arkeoloji ve günümüz insan hayatı arasındaki pozitif korelasyonu, antik dönem hayatının hala günümüz dünyası için de ne kadar çekici olduğunu, aslında Pamukkale’nin ne kadar önemli ve değerli olduğunu hissedebiliyoruz.

Sanat eserleri, insanlarda ve hatta bazı memeli hayvanlarda bir takım duyguları açığa çıkarır. Bu duygular kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Aslında sanat eserlerinin ve sanatçıların değeri de burada yatmaktadır. Bir fotoğrafta hem sanatsallık hem de gündelik hayatın harmanlanması oldukça zordur fakat sanatçının gerçekliği estetize etme çabası, varolan hayatın gündelik koşulları ile Antik dönem kalıntılarını ortak zeminde kaynaştırmaya yeterli olmuştur.

Fotoğraflarının içerisinde bir çok sinematografik detay bulunmakta. Tarihi sütunların üzerinde yüzüstü duran bir genç… Özgür iradesiyle kendisini nefes alamayacak bir konuma sokmuş olsa da çırpındığını görüyoruz. Hayatımızda gerçekten yorulup pes etmek istediğimiz zamanlar olduğunu inkâr edemeyiz. Gerçekten pes etmek mi istiyoruz? Yoksa nefes alamadığımız zamanlarda çırpınıyor muyuz? Kurtarılmak ya da suyun altında bizimle nefessiz kalacak birisine mi ihtiyaç duyuyoruz? …

Haydar Pekdüz Kimdir?

Sanatçı 1992 yılında Elazığ’da dünyaya geldi. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Denizli’de geçirdi. Süleyman Demirel Üniversitesi ‘’Radyo ve Televizyon Programcılığı’’ bölümünde öğrenim görmekteyken, zorunlu staj için bir ajansta çalışmaya başlamasıyla fotoğraf sanatına ilgisinin olduğunu keşfetti. 2015 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nü kazandı. Öğrenim gördüğü süreçte ve sonrasında ulusal ve uluslararası birçok sergide bulunarak başarılı işlere imza attı.

14 Şubat – 14 Mart 2020 tarihleri arası, Urban Challenges Karma Sergisi aracılığıyla Berlin’de Mahrem-i Esrar koleksiyonundan bir parça halka sunuldu.

Mahrem-i Esrar, 17 Aralık 2019’da Tematik Sergiler kuşağının ilk ayağı olan ‘’B E L L E K’’ sergisi için İzmir’de de daha önce yer almıştı.

Fotoğrafçı;’’Haydar Pekdüz’’ (Travertenler – Antik Havuz)

 

Haber: Arkeolog Ceren Karatağ

Devamını Oku
Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kültür & Sanat

Polisiyenin genç kalemi Özkan Ural ile keyifli bir sohbet!

Yayınlandı:

-

Yazar:

“Bilinmeyene ulaşmanın hazzını kalemimle yaşıyorum.”

Türkiye’nin en çok okunan polisiye/gerilim yazarlarından biri olan Özkan Ural’ı “Bir Ser Katilin Psikolojik Dünyası” ve “Başkomiser Muzaffer” kitapları ile tanıyoruz. Ayrıca bu kitaplar İngilizce baskı olarak tüm dünya üzerinde okuyucuları ile buluşuyor. Kitaplarının ana karakterini Başkomiser Muzaffer oluşturuyor. Muzaffer Başkomiser, bir polis olarak hayatta karşılaşılabilecek her türlü kargaşa ve karmaşanın odağında olan bir isim. Seri katiller peşinde. Mesleğine tutkulu, adaletten yana. Seçim yapmak zorunda kaldığı bir olayda adaletten yana tavır aldığı için mesleğinden bir süre uzaklaşıp daha sonra geri dönen bir polis.

Yazar Özkan Ural, Başkomiser Muzaffer ile hayata dair çok ince mesajlar veriyor. İyi bir polisiye kitabı nasıl olur diye bir soru aklınıza gelirse, cevabı “Başkomiser Muzaffer” kitabı olacaktır! Polisiye dünyasında benzersiz özellikler içeren kitapları ile Özkan Ural, ana karakterin devam kitapları için kolları sıvadı. Polisiye severler Başkomiser Muzaffer’in yeni maceralarını heyecanla beklerken, yazar Özkan Ural’la keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Neden polisiye yazıyor? Yeni projeleri neler? Hayat felsefesi nedir? Bu ve benzeri sorulara samimiyetle cevap veren yazar Özkan Ural’ın anlattıkları ilginizi çekecek!

“Yazmak, hayal etmektir.”

  • Nasıl yazmaya başladınız, en çok nelerden ilham alırsınız?

Bu soru her kitap çıkardıktan sonra genellikle sorulur. Soru yüzeysel olarak basit; ama cevabı soru kadar yüzeysel olmayacak derecede derin. “Önemli olan ilk adımı atmak değil, önemli olan hayallerine inanmak” fikri ile yazmaya başlamıştım. Bir kitap yazmak fikrinden çok önce onu yazacağıma inanmak istedim. Bunun daha açıklayıcı bir cevabı yok sanırım.

  • Ne zaman “ben yazar olacağım” dediniz?

Yazmak, benim hayatım. Bu konuda hep istekliydim ve iyiydim. Bir “günaydın” mesajını bile küçük bir kompozisyon haline getiriyordum. Benim için çok zevkli bir eğlence gibi yazmak. 16 Mart 2018 tarihinin sabahı, bu tutkum için dönüm noktası oldu. Yazmalarımı kitap haline getirmeye karar verdim ve profesyonel yazarlık serüvenim başladı. Bugün hala yolun başındayım diyebilirim; çünkü “ben yazar olacağım” dediğim günden beri yürünecek yolun ne kadar uzun olduğunu görebiliyorum. Sanki bu yol yürüdükçe uzuyor.

  • Çok kitap okur musunuz?

Literatürde “okumadan yazılmaz” diye bir şey vardır. Tabii ki kitap okuyorum; ancak kendi hayallerimi kitap haline getirmeye başladıktan sonra yaklaşık iki yıl yazmakla meşgul oldum. Bu süreçte sadece 3 kitap okuyabildim; çünkü yazarken okuyamıyor insan. Bir de şöyle bir durum var; bir şeyler yazarken başka bir kitapla meşgul olursanız ister istemez etkilenebiliyorsunuz. Bir bakıyorsunuz kitabınızda, okuduğunuz kitaptan izler var. Yani okuduğunuz kitap yazdığınızın bir parçası oluyor. Bunu gördükten sonra okuma işine biraz ara verdim. Şu an ikinci kitabım çıktı; üçüncü kitabımı yazmaya başlayacağım zamana kadar yeni kitaplar okuyacağımı söyleyebilirim.

  • Yazmak, bir nevi hayal etmektir; siz nasıl hayal ediyorsunuz?

Bunu ben de çok düşündüm. Hatta şöyle zamanlardan sonra düşündüm; öyle anlar oluşuyor ki saatlerce kendi kendime karakterle konuşup, sonra aynı oda içerisinde farklı kimliklere bürünüp bunu kendi kendime oynuyorum. Buradan çıkardığım sonuçlarla ne yapabilirim diye düşünüyorum ve hayallerimle geliştiriyorum. Sonrası zaten kâğıda dökülmeye başlıyor.

  • Neden polisiye yazıyorsunuz? Sizi polisiyeye yönlendiren sebepler nelerdir?

“Bilinmeyene yolculuk” hissiyatı küçüklüğümden beri var olan bir duygu bende. Hep bilinmeyenin ve aranan bir şeyin peşinde koşma yolculuğu diyebilirim. Merak ederim, gizemli şeyleri keşfetmeyi severim. Bu yüzden çocukluğumdan beri polisiye kitapları okumaktan, polisiye dizileri ve filmleri izlemekten büyük zevk aldım. Bunun neticesinde, bilinmeyene ulaşmanın hazzını kalemimle yaşamak istedim. Okurlarımın da bu hazza erişmesini istedim.

“Duygu, kitaplara nüans katıyor.”

  • Polisiye/gerilim türünde kitaplar yazmanıza rağmen, kitaplarınızda okuyucuları üzecek derecede duygusallık da var. Bunu nasıl açıklayabilirsiniz?

Hem çok esprili hem de duygusal bir insanım. Genellikle olaylara mantıksal açıdan baktığım söylenir ama ben mantığa duygusallığımı da harmanlıyorum. Benim için insan psikolojisi her şeyden önce gelir. Bu da kendi içinde çok farklı türlere ayrılmaktadır. Benim için burada önemli olan duygudur. Kişinin katil ya da polis hatta herhangi bir yan karakter olması önemli değil. Önemli olan onlara biçtiğim karakterin duygusallığıdır. Saf korku, saf vahşet, saf psikopatlığı severim; ama içinde duygusallık varsa… Bunlara ek olarak polisiye olmasına rağmen güldürmesine de özen gösteririm. Yani hep gerilim olmuyor; duygu olmadan olmuyor… Duygu, kitaplara nüans katıyor diyebilirim.

  • Türkiye’de en çok okunan polisiye yazarları arasında bulunuyorsunuz? En iyiler arasında bulunmak nasıl bir duygu?

Açıkçası çok okunmak ya da okunmamak hedefi ile bu yola çıkmamıştım. Bir hayalim vardı ve bunu gerçekleştirmek istedim. İnandığım bu hayalin bir karşılık bulması beni çok mutlu etti. En iyilerin arasında mıyım değil miyim ne kadar orayı hak ediyorum bilmiyorum; ama doğru yolda olduğumu gösterilen ilgi ve geri dönüşlerden görüyorum.

“Ülkemizde polisiye kitaplarına ilgi az.”

  • Yerli ve yabancı polisiyeler arasında bir kıyaslama yapmanız gerekirse neler söylerdiniz?

Ülkemizde polisiye kitaplarına gösterilen ilginin az olması, yabancı polisiyenin gerisinde kalmamıza neden oluyor. Bu ilgisizliğin sorumlusu polisiye yazarları olabilir. Örneğin, polisiye türlerini daha da genişletip daha ilgi çekici hale getirememiş olabiliriz. Yine de tüm sorumluluk sanırım yazarlarda değildir. Okuyucuların yabancı ve yerli polisiye yazarlarına bakış açısı aynı değil. Adil davranmadıkları konular da olabiliyor. Umarım bu durum zamanla değişir.

  • Kitaplarınızdaki karakterlerden hangisini kendinize benzetiyorsunuz?

Başkomiser Muzaffer. Bu karakterde benden bir şeyler var!

  • Kitap karakterlerinin isimlerini nasıl koyuyorsunuz?

Özellikle belirtmek isterim ki; bu konuda abim bana çok yardımcı olmuştur. “Muzaffer” ismi onun önerisidir. İsmini belirtemediğim çok yakın bir arkadaşım da kitaplarım için her konuda elini taşın altına koymuştur. Onlara katkıları için sonsuza kadar minnettarım.

“Başkomiser Muzaffer benim ana karakterlerimin başında geliyor.”

  • “Başkomiser Muzaffer” adlı kitabınızdan bahseder misiniz?

İlk kitabımı yazdıktan sonra “Başkomiser Muzaffer” kitabını yazmaya karar verdim. Böyle bir başkomiserin görevinin ilk yıllarında ve daha sonra başına gelecekleri yazma fikri beni çok heyecanlandırmıştı. Başına gelen bir olayda gücü değil adaleti seçtiği için görevinden uzaklaştırılan bir polis memuru, başkomiser olarak karşımıza çıkıyor. Başkomiserliğe giden yolda başına birçok olay geliyor. İnişler, çıkışlar, kaybedişler, sevişler, vazgeçişler… Hayatta olabilecek tüm karmaşaları yaşayan bir adamın hikayesi Başkomiser Muzaffer…

  • İlk ve ikinci kitabınız arasındaki farklar veya kesişim noktaları nelerdir?

Başkomiser Muzaffer benim ana karakterlerimin en başında yer alıyor. Yazacağım tüm kitaplarda ana karakter olacak. Başkomiser Muzaffer, iki kitabımda da kesişim noktası diyebiliriz. İlk kitabımda Muzaffer’i, yaşlanmış ama tecrübesi sebebiyle seri katillerin odağında yer alan bir adam portresi olarak kullandım. İkinci kitabımda, okuyucuyu, Başkomiser Muzaffer’in gençlik yıllarındaki maceralarına götürmek istedim. İlk kitabımda bununla ilgili bir kaç şey paylaşıp, ikinci kitabımda bu konuları işlemenin zevkini yaşadım. Bundan sonra çıkacak tüm kitaplarımda da Başkomiser Muzaffer odağımda olacak.

  • Yeni kitap projeleriniz var mı? Varsa nasıl bir konu öngörüyorsunuz?

Tabii ki var! Başkomiser Muzaffer’in başından geçen ilginç olayları yazmaya devam ediyorum. Katillerin bu adamla bir sorunu var ve bu adamın da hiç geri adım atmaya niyeti yok!

  • Sizden hep polisiye kitaplar mı göreceğiz?

Ağırlıklı olarak polisiye kitaplar yazacak olsam da yazarlık hayatımda bir masal kitabı ve bir de aşk romanı yazmayı çok istiyorum.

“Bilinmeyeni hayal edin.”

  • Kitaplarınızın bir filme uyarlanması mümkün mü, böyle bir teklif, beklenti ya da proje var mı?

“Bunlarla ilgili olarak aklımda güzel fikirler oluşmuyor” dersem yalan söylemiş olurum. Özellikle polisiye/gerilim türünde bir boşluk var. Bu boşluğu görüyorum. Bunu tamamlamak isterim. Şu an için değil ama ileriki zamanlarda neden olmasın!

  • Dünyada örnek aldığınız polisiye yazarlar var mı?

Birçok polisiye yazarını örnek alıyorum. Tek tek isim vermek, unuttuğum polisiye yazarlarına haksızlık olur. İsim olarak söylemek yerine, takip ettiğim ve beğendiğim çok iyi yazarlar var diyebilirim.

 

  • Kitaplarınız İngilizce olarak tüm dünyada satılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şöyle ki amacım sadece küçük sınırlar belirleyip o sınırlar üzerinde yürümek olmadı. O yüzden iyi bir yazar olduğumu tüm dünya üzerinde göstermek istiyorum.

  • İngilizce kitaplarınıza ilgi ne durumda?

İki kitabımda gerçekten güzel yorumlar alıyor. Özellikle “THE CHIEF INSPECTOR MUZAFFER” onların tabiri ile  bir “dedektif” kitabıdır.

  • Yazar olarak en büyük korkunuz?

Tekrara düşmek…

  • Polisiye yazmak isteyenlere neler önerirsiniz?

Bilinmeyeni hayal etmelerini… Sonrası kendiliğinden gelecektir.

  • Sizce tüm zamanların en iyi polisiye kitabı hangisidir?

Zor soru! Sanırım pas geçeceğim…

  • Hobileriniz nedir?

Masa tenisi ve basketbolu çok severim.

  • Başarınızda etkili olan faktörler nelerdir?

Ben çok mutlu bir insanım. Mutlu olduğum sürece hayal dünyamın sınırı yok. Sanırım mutlu olmak başarımdaki birinci faktör.

  • Deniz mi doğa yürüyüşü mü?

Doğa yürüyüşü.

  • En sevdiğiniz yemek nedir?

Kabak yemeği.

  • Kahve mi çay mı?

Çay.

  • Televizyon dünyası ile aranız nasıl?

Dizi izlemeyi çok severim. Dizi izlemek için günlerce uykusuz kalmayı bile göze alıyorum. Sezon finalini görmeden asla uyumam.

  • Bir televizyon dizisi karakteri olsaydınız hangisini seçerdiniz?

The Walking Dead hayranı olarak Rick Grimes rolünde oynamak isterdim.

  • Kitap okumak isteyen insanlara öneriniz nedir?

Tek tip kitaplara bağımlı kalmamalarını tavsiye ederim. Ben asla polisiye okumam, ben asla kişisel gelişim kitapları okumam gibi önyargılardan uzak durmak gerekiyor. İçimizdeki saklı cenneti keşfetmemiz için bağımsız olmayı her konuda ilke edinmek lazım.

  • Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bu keyifli sorular ve röportaj için teşekkür ederim.

Özkan URAL

 

Kitaplar:

  • BAŞLANGIÇ – BİR SERİ KATİLİN PSİKOLOJİK DÜNYASI
  • BAŞKOMİSER MUZAFFER
  • BEGINNING
  • THE CHIEF INSPECTOR MUZAFFER

 

İnstagram: ozknurl

Web: ozknurl.com – ozknurl.com.tr

Devamını Oku

Kültür & Sanat

Adil Maviş Hipnotik Dil Kalıplarını Anlattı

Yayınlandı:

-

Yazar:

Son yıllarda herkesin merak konusu olan Hipnotik Dil Kalıpları hakkındaki tüm merak edilenleri Kişisel Gelişim Uzmanı-Yazar Adil Maviş bizlerle paylaştı.

“Sözcüklerin GÜCÜNÜ fark edecek bu gücün verdiklerini kullanmaya başlayacaksınız.”

Hipnotik dil kalıpları, konuştuğumuz dilde, silmelerden, çarpıtmalardan birtakım genellemelerden, faydalanarak dili ustaca ve belirsiz kullanma sanatıdır. Kelimelerin, bizim göremediğimiz ama etki boyutunu gözlemleyebildiğimiz ruh ve duygu durumumuzu etkileyen enerjisi vardır. “Sözün kullanım şekli, enerji kaynaklarını harekete geçirecek bir sihir yaratır.” demek çok da abartılı olmaz. Bu enerjinin sağlıklı bir şekilde oluşturulabilmesi için etkili iletişim kanallarının ve bu kanalları oluşturan kaynakların doğru bilinmesi ve bilinçli kullanılması öğrenilebilir. Hipnotik dil kalıpları (HDK) size istediğiniz bu sihri yapmayı sağlayacak bir araçtır. Uzun yıllardır, iş, satış, terapi, koçluk, eğitim ve sosyal alanlarda başarılı bir şekilde kullanılmakta ve şaşırtıcı derecede bilinç ve bilinçaltı düzeyde etki yaratmaktadır. Kullanılan kelimelerin cümle kalıplarını değiştirdiğinizde frekansları da değişir bu da hayatımızı doğrudan etkiler ve yaşantımızın seyrini şekillendirir.

KENDİ BİLİNÇALTIN ile çalışmanın ayrıcalıklarını keşfedeceksin.

Hipnotik Dil Kalıpları bilinçdışının çalışma prensiplerinden yola çıkar. Ve söz sahibinin niyetini daha kolay deşifre edip sizin sözlerinizin muhatabınızda kabul edilmesini veya en az dirençle karşılaşmasını sağlar. Bu sayede muhatabın size olumlu tepki vermesini kolaylaştırır.

İletişiminizin her boyutunda aktif olarak dil kalıplarının mucizelerinden yararlanabilirsiniz. Özgüven, huzur, mutluluk, kendini değerli hissetme ve sevdiklerinizle iletişim kalitenizi arttırma hususlarında hayatı daha pozitif algılamanıza yardımcı olur.

Hipnotik Dil Kalıplarının kullanılmasının etkisi, özünde sözlü iletişime geçtiğiniz kişilerin bilinçaltında onay yaratacak gizli emir kiplerinin bulunmasıdır. Bu gizli emir kipi sadece hangi sözcükleri kullandığınızla alakalı değildirler.

Kelimelerin sıralanışı, birbirlerine bağlanma şekli ve tonlama da önem arz etmektedir.

 

Kullandığınız ses tonu, sesinizin hızı, vücut diliniz, mimikleriniz de karşınızdaki kişiyi etkileyen unsurlardandır. Hipnotik Dil Kalıplarına Meraklıları için Milton Erikcson’un “Sesim seninle Her Yerde” kitabını tavsiye edebilirim.

Devamını Oku

Kültür & Sanat

Levent İcmeli Kimdir? Kaç Yaşında? Oynadığı Roller?

Yayınlandı:

-

Yazar:

Levent İcmeli, genç ve yetenekli bir oyuncu olarak kısa sürede sinema ve tiyatro sahnelerinde adından sıkça söz ettirmeyi başardı. 21 yaşında olan İcmeli, 175 cm boyunda ve yeşil gözlü. Sadri Alışık Akademisi ve Duru Tiyatro gibi prestijli eğitim kurumlarında oyunculuk eğitimi almış. Bu eğitimlerin ardından oyunculuk kariyerine hızlı bir şekilde yükselmeyi başarmış ve bugün pek çok projede yer almaktadır.

Cavit Çetin Güner’in yönettiği “Dört Mevsim” filminde, genç ve yetenekli oyuncu Levent İçmeli yardımcı oyuncu olarak yer almıştır. Bu rol ile hem oyunculuğunu hem de popülaritesini daha da arttıran İcmeli, önümüzdeki dönemde de sinema ve tiyatro sahnelerinde izleyiciyle buluşmayı planlamaktadır.

İçmeli, SakmCast tarafından menajerlik yapılmakta ve aynı zamanda Valente Reklam Ajansı ile de çalışmaktadır. Bu iki firma sayesinde, İçmeli’nin projelerine ulaşması ve kendini daha iyi ifade etmesi konusunda destek almaktadır. Önümüzdeki dönemde de sinema ve tiyatro sahnelerinde izleyiciyle buluşmayı planlayan İçmeli, genç yaşına rağmen zaten çok başarılı bir kariyere sahiptir.

Genç yaşına rağmen zaten çok başarılı bir kariyere sahip olan İçmeli, oyunculuğun yanı sıra aynı zamanda mankenlik de yapmaktadır. Güzel görünümü ve yetenekli oyunculuğu ile her zaman dikkatleri üzerine çeken İçmeli, gelecekte de sürekli gündemde olmayı başaracak gibi görünüyor.

Devamını Oku

Öne Çıkan Haberler